Etiket ‘dost hikayesi’

Dost Biriktirmek Dostluk Hikayesi oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Dostluk nedir?

Herhalde bir gösteriş, birine, aynı cinse, kadınsan erkeğe, erkeksen kadına karşı kendini beğendirme çabası, bir moda, bir gelgeç ruh hali değil… Sempati.. İlgi.. Bağlılık.. Yüceltme.. Taçlandırma… Sorumluluk duyma.. Yürekten algılama. Bakışlarla anlaşma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz ilişki..

Kayıp olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunların hepsi biraraya gelip, zaman içinde gıdım gıdım birikerek dostluğun çimentosunu oluşturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV’lerde seyrediyoruz. Sağda, solda konuşmalarda adı geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müziği dostu. Çocukların dostu.. Halkın dostu.. Dostluklar nasıl oluşuyor Unuttuk.. Bu hızlı kent hayatı dostluk duygusunu, aklımızdan aldı.. Yüreğimizden çaldı.

Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş. Bir adam gelmiş. “Hocam” demiş! “Eşeğimi yitirdim…” Hoca da adama; “Şu namazı kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız” demiş. Hoca namazı kıldırmış, vaazını vermiş ve cemaate dönmüş: “İçinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmiş biri var mı?” diye sormuş. Arka sıralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmağını kaldırıp,”Ben varım Hocam.” demiş. Hoca eşeğini yitiren adama dönmüş, “Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu? Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın” demiş.

Dostun yoksa… Eşekten farkın ne? Olumsuz düşünür Sokrates’e öğrencileri sormuş: Dostluk nedir? Sokrates de onlara şu yanıtı vermiş; “Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan atları olsun ister… Kimi insan köpekleri. Kimisi altını, kimisi de şanı, şerefi; bense bir dostum olsun isterim…”

İnsan biriktiren yaratık… Şan, şöhret biriktiriyor… Süper zenginse boğazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazıları da Kuledibi’nde Çukurcuma’ya, Üsküdar’da Eskiciler Çarşısı’na, Unkapanı’nda Horhor’a gidip; antika lambalar, cam şişeler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kişi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kişiyle beraber mükemmel dost olamaz, tıpkı aynı zamanda birçok kişiye aşık olamayacağı gibi… Fakat cinnete düştük. Dost biriktirmeyi unuttuk. İyi halt ettik.

SEVGİLİ DOSTLARIM:

NAZİK OLMAK İÇİN, BİR GÜLÜMSEME BEKLEMEYİN.

SEVMEK İÇİN SEVİLMEYİ BEKLEMEYİN.

BİR ARKADAŞIN DEĞERİNİ ANLAMAK İÇİN,
YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYİN.

ÇALIŞMAYA BAŞLAMAK İÇİN,
EN İYİ İŞİ BEKLEMEYİN.

ÖĞÜTLERİ HATIRLAMAK İÇİN,
DÜŞMEYİ BEKLEMEYİN.

DUA’YA İNANMAK İÇİN,
ACILARI BEKLEMEYİN.

YARDIM EDEBİLMEK İÇİN,
ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYİN.

ÖZÜR DİLEMEK İÇİN,
DİĞERİNİN ACI ÇEKMESİNİ BEKLEMEYİN.

NE DE BARIŞMAK İÇİN, AYRILIĞI BEKLEMEYİN,

ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BİLMİYORSUNUZ…

yesilcimen.com Hikayeler.

Dost Dostluk Hikayesi oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli…

Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı….

Dayanılmaz oldugun zamanlarda bile Sana Dayanmalı..

Dost dediğin fanatik olmalı;” Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.. Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli.. Ve ağladığında, seninle ağlamalı… Ama hepsinden daha çok..”

Dost matematiksel olmalı.. Sevinci çarpmalı… Üzüntüyü bölmeli… Geçmişi çıkarmalı… Yarını toplamalı… Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı…

Ve her zaman Bütün parçalardan daha büyük olmalı…

İşi bitince seni bir tarafa atmamalı..

yesilcimen.com Hikayeler.

Dost Dediğin Dostluk Hikayesi oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

  
 Dost dediğin radikal olmalı;

   Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile seni sevmeli…

   Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı…

   Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı…

   Dost dediğin fanatik olmalı;

   Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,

   Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,

   Ve ağladığında, seninle ağlamalı…

   Ama hepsinden daha çok dost matematiksel olmalı;

   Sevinci çarpmalı…

   Üzüntüyü bölmeli…

   Geçmişi çıkarmalı…

   Yarını toplamalı…

   Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı…

    Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı…

yesilcimen.com Hikayeler.

Eskimeyen Dost Hüzün Zamanı Hikayesi oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Çay bahçesinde oturan 55-60 yaşlarındaki adam, yanına yeni gelen aynı yaşlarındaki arkadaşına öfkeyle söyleniyordu;

- Biraz daha gelmeseydin canım, kök salıyordum yavaş yavaş.

- Aziz bey, insan arkadaşını böyle mi karşılar.

Aziz bey, ayağa kalkıp arkadaşına sarıldıktan sonra sitemli konuşmalarına devam etti.

- Ahmet bey, beni saatlerce bekletmen doğru mu!

- Aziz bey, iyice yaşlandın. Ne saatlercesi yahu. Beklediğim otobüs geç geldi, sonra da trafiğe takıldı işte

- Bir önceki otobüse binseydin.

- Bak kırmaya başlıyorsun beni.

Aziz bey, nazını götürdüğünü bildiği arkadaşına yüklenmeye devam etti;

- Kırmak mı! Asıl kırılan benim yahu. Buluşalım, bir çay-kahve içelim diyen sensin, geç kalan yine sen.

- Tamam yahu ettik bir kusur. Unut artık.

- ‘Unut’ muş, hani edebiyat sohbeti yapacaktık, şiirler okuyacaktık. Bu moralle oku okuyabilirsen. Heves mi bıraktın!

- Azizim Aziz, unut moral bozan konuları, kapat artık. Çevrene bak; çiçekler açmış, kuşlar şen-şakrak, bir bahar rüzgarı yüzümüzde. Neşelen, kahveciye rica ederim şimdi, senin sevdiğin bir eski şarkının plağını da çalar. Daha ne istersin şu üç günlük dünyadan.

Sözü biterken kahveciye doğru el salladı. Kahveci, bu iki ihtiyarın hemen hemen her hafta gelmesine, eski şarkılar dinleyip, şiirler okuyarak sohbet etmesine alışmıştı. Alıştığı işareti alan kahveci, uzaktan onların hafif atışmalı hallerini görünce, kendi kendine mırıldandı; “Aziz bey yine öfkeli, uygun bir şarkı çalmalı”. Diyerek plakları karıştırmaya başladı.

Kahvecinin koyduğu plaktan, “Sen benim eski değil, eskimeyen dostumsun” şarkısı kulaklarından ruhuna yayılırken, Aziz bey yumuşadığını belli eden bir ses tonu takınsa da yine sitemli konuştu;

- Senin keyfin yerinde, bekletilen sen değilsin.

- Bak kalbimi kırmaya devam edersen, bir dahaki sefer daha da geç gelirim.

- Aha!..bir de tehdit ha, “Daha da geç gelirim ha!…”

- Kızma canım hemen, şaka yaptım, bir daha geç gelir miyim!

- Ha şöyle yola gel.

- …hiç gelmem.

- Bak bak bak. Gelme de gör bakalım bir daha yüzüne bile bakmam.

Ahmet bey gülümsemeye, Aziz beyin öfkesini neşesiyle savuşturmaya devam etti.

- Neyse Azizim, bir öykü yazıyorum. Sanırım bu gece bitiririm. Seni darıltmak istemem, bir daha ki buluşmamızda yorumlarına ihtiyacım var.

- Seni gidi seni, zayıf tarafımı biliyorsun değil mi!

- Öfkenin çabuk geçmesi de olmasa çekilecek adam değilsin.

- ‘Adam değilsin’ den önce virgül mü var?

- Yok yok, o kadar da değil. Yine kavga mı çıkaracaksın.

Aziz bey güldü;

- Şaka yaptım canım, sen şaka yaparken iyi de ben yapınca mı kötü. Neyse, bu günkü okuyacağımız şiirlere başlamadan kararlaştıralım, çarşamba mı uygun, perşembe mi sana?

- Çarşamba hastane randevum var, Perşembe buluşalım.

- Hastane mi, yok ya önemli bir şey?

Ahmet bey, bakışlarını başka tarafa çevirdi.

- Önemli bir şey yok canım. İhtiyarladık, bir kontrolden geçeceğiz.

- Tamam ama sakın gecikme köprüleri atarım ha!

Ahmet bey yine güldü;

- Atarsan at yahu, ben seni kolay bırakmam, yeni köprüler kurarım. Senin gibi aksi ihtiyarın arkadaşsız kalmasına gönlüm razı olmaz.

- Gül bakalım gül. Öykün kötüyse böyle gülemeyeceksin. En ufak hatanı yüzüne çarpacam, yerden yere vuracağım seni.

- Yahu eski dostuz insaf et.

- Neyse bırak bunları o güne kadar gülsün yüzün. Sen yeni şiirlerini oku bakalım.

Ahmet bey, çantasını karıştırdı, bir şiir defteri çıkarıp okumaya başladı;NE KALDI

İçimde gençlikten bir ses kaldı,Doymadım dünyaya ah! … heves kaldıNeylesem, ne yapsam nafileAlacak bitti de verecek son nefes kaldı.

Birbirlerine şiirler okuyarak vakit geçirdiler. Akşama doğru vedalaşıp ayrıldılar.
*****

Son edebiyat sohbetinin tadı damağında kalan Aziz bey, perşembeyi nerdeyse iple çekmişti. Elinde son dergilerden bir demet, dostuyla okumak için hevesle kahvehanenin bahçesine geldi. Bahçeye geldiğinde yüzü asıldı, arkadaşı henüz gelmemişti. Öfkeli biriydi, yine içinde öfkenin kabardığını hissediyordu;

- Gelsin bakalım, bu kez gerçekten kırıcı konuşacağım.

Beş dakka, on dakka derken iyice sabırsızlanmıştı;

- Yazıklar olsun, geçen o kadar kızdığımı bildiği halde yine gecikti. Eminim yine otobüsü bahane edecektir. Hele bir gelsin, kalp kırmak nasıl oluyormuş göstereceğim.

Bekledi bekledi… saatine baktı, yarım saat geçtiğini görünce yüzü öfkeden kızarmış halde kalktı yürüdü gitti.

Eve vardığında öfkesinden kimse yanına yaklaşamadı. Girer girmez yüksek sesle bağırdı;

- Ben odama geçiyorum, Ahmet’ten telefon gelirse hemen beni çağırın.

- Arkadaşın Ahmet amcadan mı?

- Arkadaşım, dostum filan değil artık.

Hışımla odasına geçti. Oda da bir aşağı, bir yukarı yürüyor, Ahmet özür dilemek için aradığında söyleyeceği öfkeli sözleri düşünüyordu. Arada bir odadan çıkıp soruyordu;

- Ahmet aradı mı?

- Hayır, aramadı.

- Arayınca hemen haber verin.

Ne kadar beklese de aramadı, ertesi gün de;

Önce, aramaya utanıyor diye düşünüyordu ama ertesi gün de aramayınca kalbinde büyük bir hüznün ağırlığını hissetti. İşte perşembeden sonra cuma günü de akşam olmuş, hala aramamıştı.

- Yazıklar olsun Ahmet, bir arayıp özür bile dilemedin. Köprüleri atan sen oldun, yazıklar olsun, yazıklar olsun.

İki gündür öfkesi, söyleyeceği sözler içini bunaltmıştı. Eli telefona uzandı, numaraları çevirmeye başladı. Bir yandan da, eski bir dostluğu bitirişin acısı boğazında düğüm düğüm düşünüyordu;

- Son sözümü söyleyeceğim Ahmet, son sözümü ve bir daha yüzüne bile bakmayacağım.

Telefonun açılma sesinden sonra karşıdan genç bir kızın sesi geldi;

- Alo.

Genç kıza karşı öfkeli konuşmamaya çalıştı, sesini yumuşattı;

- Ahmet beyle görüşecektim kızım, evde mi?

Genç kız zor konuştuğunu belli eden bir sesle cevap verdi;

- Arkadaşı mısınız? uzun süredir kalbinden rahatsızdı, çarşamba günü vefat etti, bu gün de cuma namazından sonra Çankırı’da defnettik.
Yazar: Ahmet Ünal Çam (Yazar hakkında için tıklayın)E-mail: ahmetunalcam@gmail.com

yesilcimen.com Hikayeler.

Dost Dediğin Sizden Gelen Hikaye oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın.

“Nereden çıktın bu vakitte” dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; “Gözünün dilini” bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı.

Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.

İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları. Dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı.

En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz.

Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.

Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, “hak ettim” diyebilmelisin.

Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş. Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.

Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş…

Gönderen: Mustafa Fırat

yesilcimen.com Hikayeler.

Dost Vatanın Toprağı Tarihi Hikaye oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Çanakkale bölgesine denetlemeye gidecek. Veda için ziyaret ettiği zaman Atatürk şöyle diyor:

– Çanakkale’ye gittiğin zaman aziz şehitlerimizi de ziyaret edeceksin. Bu görevi yapacağına şüphe yok. Yalnız nasıl bir nutuk söyleyeceksin. Ben söyleyeyim. Burada yatan aziz şehitlerimiz! Sizi hürmetle, saygı ile anıyoruz, diyeceksin. Mehmetçik anıtının başında, bütün yeteneğinle konuşacaksın. Burada rahat ve huzur içinde yatınız, diyeceksin. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere siper etmeseydiniz, bu boğaz aşılır; İstanbul işgal edilir; vatan toprakları istilaya uğrardı, diyeceksin.

– Evet, böyle konuşacağım!

– Hayır, hayır… Sen böylenin üstünde, çok daha başka konuşacaksın. Dünyaya seslenircesine konuşacaksın. Orada, Çanakkale’de yalnız bizim şehitlerimiz değil, bu toprak üstünde kanlarını döken insanları da o kahraman askerleri de hürmetle, saygıyla anacaksın.

– Paşam, ben bunları yapamam; çünkü bu sözler ancak sizin söyleyebileceğiniz yüksek sözlerdir.

– Söyleyeceksin. Çanakkale’den dünyaya karşı böyle konuşacaksın. Senin böyle konuşman gerekir.

Şükrü Kaya Atatürk’ün yanından ayrılıyor ve gece tekrar buluşuyorlar. Atatürk, Şükrü Kaya’ya uzun bir kağıt uzatıyor. Bu, Çanakkale’de söyleyeceği nutuktur. Atatürk bizzat hazırlamıştır ve Şükrü Kaya, bu nutku alıp Çanakkale’ye gidiyor. Orada Mehmetçiğin mezarı başında bu nutku söylüyor. Nutukta Şükrü Kaya’nın yabancı askerlere hitaben belirttiği cümleler şunlardır:

– Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve rahat içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak ülkelerden evlatlarını savaşa gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

Şükrü Kaya, Atatürk’ün toprağında yendiği milletlere karşı gösterdiği yüksek insanlık hislerinin ifadesini taşıyan cümleleri Çanakkale’de söylüyor, Ankara’ya dönüyor.

Meğer Mehmetçik Anıtı’nın başında söylenen bu sözleri kaydeden birkaç gazeteci varmış. Onlar bu sözleri gazetelerine bildiriyorlar, nutuk dünyaya yayılıyor ve aradan hafta geçmiyor; Şükrü Kaya’ya telgraflar yağıyor. Ta Avustralya, Yeni Zelanda’dan günlerce sonra mektuplar geliyor. Gözleri yaşlı analardan, kardeşlerden, siyasi şahsiyetlerden, askerlerden. Şükrü Kaya, bu konuşmasından dolayı tebrik ediliyor, takdir ediliyor.
Em.Tümg. M.ERENDİL, İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, s.85-86
A.Kerim Melleş

yesilcimen.com Hikayeler.

Ara