Etiket ‘kurt hikayesi’

Kürt Olarak Akşamladım, Arap Olarak Sabahladım Sahabeden ve Evliyaullahtan Hikaye oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Ebu Abdullah el-Müştehir Hazretleri, Şiraz’lı bir kurt taifesindendir. Cenabı Allah ona ilm – ledün bahşetmek istemişti. Bir gün Şiraz medreselerinden birine geldi. Medresede talebeler ilim mevzuunda konuşmalar yapıyorlar, bazı hususlarda tartışmaları vuku buluyordu. Talebelerin ilim öğrenmek için hayli gayret sarfettiklerini görünce hoşuna gitti ve bir mesele öğrenmek kasdıyla bir şey sordu. Talebeler gülüştüler onun bu safça, yani basit bir şeyi sormasına…

O Mübarek: ,

— Ben de sizin öğrendiğiniz ilimlerden bir ilim öğrenmek isterim. Bana bir yol gösterin, dedi.

Talebeler müstehzi bir tavırla ona şu nasihatta bulundular:

— Eğer alim olmak istersen, evinin tavanına bir ip bağla, ayağını da ipe sıkıca bağlayıp kendini başı aşağı sallandır ve her sallanışta «Sarı renkli demir (veya aslan yelesi)» de. Böylece ilim kapıları sana bir gecede açılır, dediler.

Ebu Abdullah el-Müştehir Hazretleri talebelerin kendisi ile alay ettiklerini hiç aklına bile getirmeden doğru eve gitti. Onların dedikleri gibi evin tavanına bir ip bağlayıp ayaklarını da bir “ucuna bağladı ve başı aşağı sallanmaya başladı. Her gidip geldiğinde ise onların tarif ettiği şeyi söylüyordu. Hüsn-niyyet ve sıdk sadakatle bu işi yapması Cenab-ı-Allah’ın hoşuna gitti. Seher vakti olduğunda bütün ilim kapılarını Cenab-ı Allah ona açtı. Artık zahir ve batın bütün ilimler ona malum olmuştu. Bir çok alimin halletmekte güçlük çektiği mevzuda o hiç zorlanmadan hüküm veriyordu. Her anlaşılması güç meseleyi ona sorar oldular, işte «Emseytü Kürdiyyen, esbahtü arabiyyen (Kürt olarak akşamladım arabi ilimlere vakıf olarak sabahladım)» sözünü bu hadiseden sonra söylemiş olduğu rivayet olunur.

Bu hadiseden sonra, o sabah Şiraz camilerinde va’z etmeye başladı ve Fatiha-i Şerife’ye yedi türlü mana verdi. Mertebe mertebe açıkladığı Fatiha’nın manasını en sonunda içinizde bunu anlayacak hiç kimse yoktur. Hızır Aleyhisselam bile bu manayı anlayamaz diyerek bitirdi. Zahir ve batın bütün ilimlerin hamili olan Ebu Abdullah Hazretleri, aynı zamanda zamanının manevi selahiyet sahibi bir mürşid de oldu. (K.S.)

yesilcimen.com Hikayeler.

Tilki Ve Kurt Çocuklar İçin Hikaye oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Bir varmış bir yokmuş, bir çölde bir tilki varmış. Aklı fikri tilkilikte, kafasında bin bir tilkiyle dolaşırmış.Otura kalka dolaşa dolaşa, bir gün çölü bitirmiş bir bayırın kıyıcığına gelmiş.Tam adımını atmış artık bayırlı olacak, bir de bakmış karşısında kocaman bir kurt. Tilki hafifçe titremiş ama hiç bozuntuya vermemiş, olduğu yerden seslenmiş:

“-Bu çölün bittiği yerde ve bu bayırın başladığı taşın dibinde benden başka canlının olduğunu bilmiyordum. Ah sizi burada gördüğüme nasıl memnun oldum.” Tilki bakmış kurt hiç tepki göstermiyor, rahatça girmiş bayıra daha çok yaklaşmış kurda. “Gel kurt dost, dost olalım” demiş. Kurt buna da itiraz etmemiş, dost olmuşlar.Birlikte gezmeye başlamışlar.

Gezerlerken gezerlerken, içi yağ dolu bir testi bulmuşlar. Kurt atılmış:

“-Gel tilki dost, bunu yiyelim, hemen bitirelim.”

Tilki:

“-Olmaaz” demiş “yok dost, onu yalnız yemeyelim. Yağla birlikte atıştıracak, yağın tadına tat katacak bir şeyler daha arayalım. Bak o zaman bu yağı yemek nasıl keyifli olacak. Keyfimizi herkese anlattığımızda, torunlarımız bile kıskanacak”. Hoşuna gitmiş kurdun bu fikir. Yağlı testiyi olduğu yere bırakıp başka yiyecekler aramaya gitmişler. Tilki, kurt ile birlikte bir süre dolaştıktan sonra, bir bahane ile onun yanından ayrılıp doğru testinin yanında almış soluğu. Testinin yağını yalayıp kulpuna kadar getirmiş. Sonra dönmüş başka yerlere gitmiş. Döndüğünde kurt, testinin başında beklemekteymiş. Tilki, hafif endişelenmiş., kurt acaba şüphelendi mi diye, ama bakmış yalnızca avlanamamaktan dertli, içi rahatlamış; sonra sormuş, sanki hiç anlamamış:

“-Kurt dost, bir şey bulabildin mi?”

Kurt üzgün:

“-Hayır” demiş “bulamadım. Peki sen bulabildin mi?” diye merakla eklemiş. Bunun üzerine tilki:

“-Yok kurt ağa, hiçbir şey bulamadım. Yalnız Kulp Zenginler, yardım için aş dağıttılar. Karnımı orada doyurdum da geldim.” demiş.

Ertesi gün yine yiyecek aramaya çıkmışlar. Fakat tilki yine kurdun gözünü boyayıp testinin yanına dönmüş, yağı yalayıp ortasına kadar yutmuş. Bir süre sonra kurt gelip merakla sormuş:

“-Birşey bulabildin mi?”

Tilki:

“-Yok” demiş “nerdee. Ben de senin gibi bir şey bulamadım bugün de. Ama Orta Zenginler toy kurdular. Karnımı o toyda doyurup döndüm.” diye eklemiş. Kurt yine hiçbir şeyden şüphelenmemiş.

Ertesi gün yine yiyecek aramaya çıkmışlar. Tilki yine fırsatını bulup kurttan önce gelmiş, yağlı testiyi, yıkanmış gibi yalamış kenara bırakmış. Bir süre sonra kurt geldiğinde:

“-Birşey bulabildin mi?” diye hiç sıkılmadan ağzını aramış. Kurdun cevabı ise aynıymış.:

“-Ben bir şey bulamadım, ya sen ne yaptın?”

“-Ben de bir şey bulamadım. Yalnız Dip Zenginlerinin düğünü vardı. Karnımı orada doyurup geldim.” Bunun üzerine kurt, artık pes etmiş:

“-Tilki dost, yiyecek araya araya yorulduk. İyisi mi şu testideki yağı yiyelim. Eski gücümüze, kuvvetimize dönelim. Sonra yeniden av ararız.” demiş, tilkinin birşey söylemesine fırsat bile vermemiş ve testiyi alıp açmış. Bir de bakmış ki testi bomboş. Kurt çok kızmış, dönmüş tilkiye:

“-Bunu sen yedin” demiş. Ama tilki yüzsüzlük etmiş, yediğini kabul etmemiş:

“-Kurt dost, benim yememden korktuğun için sen yedin” demiş. Kurt sinirinden ne diyeceğini bilememiş, sesinin tonunu yükseltmiş:

“-Hayır ben yemedim, sen yedin. Çabuk yağı bul” diye bar bar bağırmış. Bir bağrışmadır başlamış. Kurt haklı olduğu için kızıyor, kendine yöneltilen suçlama onu çileden çıkarıyormuş. Sonunda:

“-İyi niyetimden yararlandın. Ama şimdi oyununu anladım. Testideki yağı kulpuna getirince Kulp Zenginleri aş dağıttı dedin. Ortasına getirince Orta Zenginler toy kurdu dedin. Yağı bitirince de Dip Zenginlerinin düğününden söz ettin. Böylece, aklınca bir de benimle alay ettin.” demiş. Ama tilki yaptığını kabullenmemiş. Derken güneşin altında yatıp, karınlarını güneşe vermeyi kararlaştırmışlar. Kimin karnından yağ çıkarsa, yağları o yemiş olacakmış.

Kurt kendinden emin ya boylu boyunca uzanmış. Güneşin verdiği rehavetle az sonra uyumuş kalmış. Tilki ise karnından çıkan yağları kurdun karnına bir güzel sıvamış, kaçmış. Kurt uyandığında, karnını yağ içinde bulunca, üstelik tilkinin kaçtığını anlayınca, neredeyse çıldıracakmış.

Gökten üç elma düştü. Biri bana, biri sana, biri çevresinde dönenleri anlayanlara.

yesilcimen.com Hikayeler.

Kurt Kapanı Masal oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Küçücük yeni doğmuş bir kurt yavrusu, yuvarlanır gibi emekleyerek, yere uzanmış annesinin yanına gitmiş. Diğer kardeşlerine aldırmadan, açık ağzıyla, ucundan süt sızan bir memeye ulaşmış. Başlamış çok, çok emmeye. Anne kurt,

- “Yavrularım tedirgin olmasın”, diye sessizce duruyormuş. Baba kurtsa biraz ileride sivri kulaklarını dikmiş çevreyi kolluyormuş. Kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırmış, çevresine bakarken dişlerini gösterip hırlıyormuş. Baba kurdun amacı, anne yavrularını beslerken, onları çevreden gelebilecek olası bir tehlikeden korumakmış. Arada başını göğe doğru uzatıp, arka ayaklarının üzerine çömelir, uzun uzun ulurmuş. Öyle uzun ve ürpertici bir uluması varmış ki, çevredeki hayvanlar sesi duyunca korkar, yuvalarına saklanıp titreyerek ulumanın bitmesini beklermiş. Kolaysa birisi kurt yavrularının yanına yaklaşmaya çalışsın. Baba kurt, onun üzerine saldırır, hemen oracıkta parçalarmış. Kurdun çevresine korku salmasının en büyük nedeni, yavrularını korumakmış.

Kurt yavruları tehlikeden uzak, Dünya’nın acımasızlığını bile anlamadan, anne ve babalarının koruyucu gölgesinde büyümeye başlamışlar. Kah birbirleriyle oynaşır, kah kovalamaca oynayıp, zaman geçirirmişler. Anneleri tüylerini yalarken gözlerini yumar, mutluluk içinde uykuya dalarmışlar.

Bir süre sonra küçük yavrular büyümüşler. Bacakları daha kuvvetli, dişleri daha keskin olmuş. Gerçi hala çocuksu oyunlarla oyalanıyor, anne ve babalarının getirdiği yiyeceklerle besleniyormuşlar ama sivri kulakları, uzun burunlarıyla şimdi daha çok kurda benziyormuşlar. Geceleri babaları uluyup, gecenin karanlığını delip geçen ürkütücü sesi dağlara çarpa çarpa yankılanırken onu örnek almaya çalışır, cılız sesler çıkarırmışlar. Babaları ulurken yavruların ona bakışı bir başka güzelmiş. Saygı ve hayranlık doluymuş.

Zamanla yavrular daha çok güçlenmiş ve çevik birer kurt oluvermişler. Çok genç olduklarından anne ve babalarının denetiminde çevreyi gezebiliyormuşlar. Onların gözetiminde avlanır, onların yaşam deneyimlerine ve uyarılarına uymaya çaba gösterirmişler. Her genç gibi kusurları olduğunda, ya da başları derde girdiğinde, anne ya da babaları yardımlarına gelir, onları korumaya çalışırmış. Küçük kurtlar da bunlardan ders almaya, aynı yanılgıya bir kez daha düşmemeye özen gösterirmişler.

Zaman böyle mutlu bir ortamda hızla ilerlemiş. Artık küçük yavrular büyümüş, genç ve çevik kurtlar olarak çevreye dehşet ve korku salar olmuşlar. Geceleri gür sesleriyle uluyabiliyormuşlar. Hatta onların sesleri babalarının sesinde daha gür çıkıyor, çevredeki hayvanlar daha çok ürküyormuş. Böyle olması çok doğalmış. Eskiden yalnız baba kurt ulurken, şimdi yanında uluyan dört kurt daha varmış.

Gündüz Güneş, tüylerini pırıl pırıl parlatınca çevrede hızla koşup önlerine çıkan hayvanlara sardırırmışlar. Av hayvanları kendilerini koruyamazmış. Yaşamları kurtların pençesinde acımasızca son bulurmuş. Çevreye dehşet ve korku salan kurtlar, kendi aralarında mutluluk ve neşe içinde yaşarmış.

Gel zaman, git zaman baba kurt yaşlanmış. Artık tüyleri eskisi kadar parlak değilmiş. Ulurken sesi çok gür çıkmıyor, eskisi gibi ürkütücü olamıyormuş. Çabucacık soluğu kesiliyormuş. Hatta bacakları bile titriyor, uzun koşularda çabuk yoruluyormuş. İyi av yakalayamadığından, kasları eskisi gibi güçlü de değilmiş. Pekiyi, eski saygınlığı? Hiç kalmamış doğal olarak.

Gücüyle çevresinde korku ve saygınlık kurmuş olduğu için, güçsüz kalınca saygınlık da yok oluvermiş. Yaşlandı ya. Genç kurtlar ona bakıp gülüyor, yavaşlayan hareketini küçümsüyormuşlar. Önceleri pek belli etmeden kıs kıs arkasından gülerken, sonraları açıktan hem de gözünün içine bakarak gülüyormuşlar.

Yaşlı kurt kendi yavrularının bu davranışına çok üzülüyormuş. Onlar küçükken, “Onlara kimse saldırmasın” diye kanat gerip koruduğu günler gelirmiş aklına. Anne ve babaları olarak, tüm güçleriyle onları korumaya çalıştıkları günleri yaşlı gözlerle anımsarmış. Dudağında hafif bir gülümsemeyle o küçücük yavruların sevimli davranışları gözlerinin önünde belirir,

- “Ne güzel oynaşırlardı” dermiş kendisine. Onun böyle uzaklara dalmış yaşlı gözlerine bakan genç kurtlar biraz da alay ederek:

- Ne o babalık daldın yine. Bırak geçmişin anılarıyla yaşamayı da kendine av ara. Bak bugün de aç kalacaksın. diye hem onu küçümser, hem de onu beceriksizlikle suçlayıp, yaşlılığını yüzüne vurmaya çalışmışlar. Yaşlı kurt hiç ses çıkartmadan, dişlerini göstererek gülümser, ağır adımlarla yanlarından uzaklaşıp, av aramaya çıkarmış. Pek de başarılı olamazmış. Nasıl olsun ki? Artık bacakları eskisi gibi güçlü değilmiş, gözleri de eskisi gibi kesin göremiyormuş. En kötüsü, eskisi kadar hızlı koşamadığı için avı ondan kaçıp kurtuluyormuş. Çoğu zaman inine eli boş gelince başını önüne eğer, kuyruğunu altına kıstırıp, sessizce bir köşeye çökermiş. Gençler onun durumuna bakar, yukarıdan süzerek önüne bir parça et atıp:

- Bugün de aç kaldın demek. Bak bizim payımızla besleniyorsun. Bıktık artık senden. der onu küçümsermişler. Herkes uyuduğunda yaşlı kurt kimseye belli etmeden sabaha değin için için ağlarmış…

Genç kurtlar sabah olup uyanınca, av hazırlığı yaparken, yorgun yaşlı kurdun yanlarına yanaşır:

- Avlandığınız yerde kuşlar ötüyorsa, bilin çevrenizde sizden güçlü bir yaratık vardır. Dikkatli olun, avlanayım derken avlanmayın. Eğer kuşlardan başka havyanlar da seslerini çıkarıyorsa bilin ki insan oğlu oralara kapan kurmuştur. Böyle durumlarda kulaklarınızı dikip yavaşça yaklaşın avınıza. Her an bir tehlikeyle karşılaşabilirsiniz. dermiş onlara.

- Genç kurtlar, dinliyor gibi gözükseler de pek kulak asmazlarmış söylediklerine. Her biri başka yöne doğru hızlıca koşarak yaşlı kurdun yanından uzaklaşırmışlar. Akşam olup avlarını inlerine sürüklerken, yaşlı kurda yan gözle bakıp, kızgınlıklarını belli edermişler. Yaşlı kurt avlanmamış, inde beklemiş olduğu için ona pay vermek zor gelirmiş genç kurtlara. Yaşlı kurt, hiç ses çıkartmadan başını öne eğer, köşesine çekilirmiş. Başını ön ayaklarına dayayarak uzanır, inin girişinden dışarıya bakarmış uzun uzun…

O eski günler, gökte yıldızlar parlarken, ay kocaman olup geceyi aydınlatırken, başını kaldırıp uluduğu günler gelirmiş aklına. Onun sesi yankılanırken uzun uzun, çevredeki hayvanların nasıl korkuyla titreyip saklandığını düşünürmüş. O günlerden bugünkü aşağılandığı döneme geçişini, görkemli ve saygın yaşamdan, nasıl ayak altına düştüğünü anımsar, bunu yapanların kendi yavruları olmasını bir türlü sindiremezmiş. Ama ne yapsın ki, yavrularını canı kadar çok seviyormuş. Aşağılasalar da yüreğindeki bu sevgi sönmezmiş..

Bir gün sabah erkenden, genç kurtlar çoşkuyla koşuşmuşlar. Yaşlı kurdun tüm uyarılarına aldırmadan, çevreye dağılmışlar. Yaşlı kurt ininde, uzandığı yerde, uyuklayıp dururken, birden duyduğu acı sese kulak kabartmış. Bir kurt canı yandığı için olsa gerek, acı ile inliyormuş. Ürkmüş yaşlı kurt.

- “Sakın benim yavrularımın başına birşey gelmesin?” demiş korkarak. Hemen uzandığı yerden doğrulmuş. Şöyle bir silkinmiş. Ayaklarına yeterince güç toplayınca, sesin geldiği yöne doğru koşturmuş. Ağaçların arasından bir ok gibi hızla süzülmüş. Bir düzlüğe ulaşmış soluk soluğa. Yüreği hopluyor, göğsü bir körük gibi inip çıkıyormuş. Korku ve telaşla çevresine göz gezdirmiş. Birden bir ağacın dibinde, kanlar içinde uzanan genç kurdu görmüş. Bir kurt kapanına bacağını kıstırmış acı ile inliyormuş. Baldırında açılan yaradan kan akıyormuş. Zavallı genç kurt acı dolu gözlerle babasına bakmış ve:

- Yardım et bana, çok acı çekiyorum.

- “Ah” demiş yaşlı kurt “Ah!”. Ben sana nasıl yardımcı olabilirim. Seni bu kurt kapanından kurtaracak gücüm yok benim. Sana kaç kez söyledim. “Dikkatli ol” dedim. Ama kulak asmadın. Şimdi benden yardım istiyorsun. Benden, benim yapamayacağım bir şeyi istiyorsun.

Sonra çevresine bakınmış. Başkalarından yardım almak istemiş. Ama kim yardım eder ki kurda? Şimdiye dek herkesi korkutup, ürkütmüş. Şimdi ona yardım edeceklerine “Bırakalım da ölsün” demezler mi? Zorunlu olarak kendi başına yavrusunu kurt kapanından kurtarmaya çalışmış. Dişleriyle kapanı açmak için uğraşmış durmuş. Masal bu ya, sonunda başarmış. Yavrusunu kapandan kurtarıp, sürükleyerek düzlüğe çekmiş. Yorgunluktan yaralı kurdun yanına uzanmış. Biraz dinlendikten sonra yaralı kurdu inine değin sürükleyerek taşımış. Genç kurt, yol boyunca acıyla inlemiş durmuş.

O gece kurt ininde bir sessizlik varmış. Genç kurtlar, eskisi kadar acımasız ve şımarık davranışlarda bulunmuyormuş. Ortalıkta gürültü etmeden, başları önlerinde, dolaşıyormuşlar. Yalnız yaralı kurt, inin bir köşesinde için için inliyormuş. Baba kurt her zamanki yerinde uzanmış, inin girişine bakıyormuş. Gözlerinde hüzün yerine, bir iş yapmış olmanın güven dolu bakışları varmış. Kendi kendine söylenmiş:

- Neden gençler, bir yanılgıya düşmeden öğrenmezler? Neden öğütleri dinlerken öğrenmeyi düşünmezler?

Ertesi sabah genç kurtlar ava çıkmak için hazırlanınca, dönüp babalarına bakmışlar ve biraz da çekinerek:

- Bir öğüt vermeyecek misin?

- Ne öğütlememi istiyorsunuz?

- Dikkat etmemizi falan.

- Bundan böyle, siz daha dikkatli olursunuz. Benim bir şeyler söylememe gerek yok.

- Neden?

- Gözünüzle gördünüz. Bundan ders almışsınızdır. Ders almadıysanız, yaşama devam edemezsiniz. Yaşam size her zaman en çok bir kez şans tanır. Onu kullanamazsanız kaybedersiniz. Ben kaybetmeyeceğinizi umuyorum. Unutmayın benim de kardeşlerim vardı. Ama artık yoklar. Onlar yaşamı sürdüremediler. Yanılgılardan ders almadılar. Sizler de yaşamak istiyorsanız bu olaya özen gösterip, kendinizce bir ders çıkarın.

Genç kurtlar sessizce çevreye dağılmışlar. Güneş, inin girişinde uyuklayan yaşlı kurdun tüylerini ısıtırken, yaşlı kurdun kulağı içeriden iniltileri gelen yavrusundaymış…

Genç kurtlar, bir daha yaşlı kurtla alay etmemişler. Onu saymışlar. Yakaladıkları avlardan vermişler. Gerek oldukça, özellikle soğuk gecelerde, onu konuşturup dinlemişler. Ondan çok şey öğrenmişler. Ölümle, kazayla sonuçlanmayan uzun bir ömür için onun öğütlerine gereksinimleri varmış.

Yaşlı kurt, doğal olarak ölümle kucaklaştığında, tüm genç kurtlar bedeni başında toplanıp, onun bilgeliğini, kendilerine öğrettiklerini saygıyla anarak ulumuşlar…

yesilcimen.com Hikayeler.

Arslan, Kurt, Tilki Masal oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Bir gün ormanlar kralı arslan hastalanmış. Bütün hayvanlar birer birer gelip arslanın hatırını sormuşlar. Kurt bu fırsatı kaçırır mı? Hemen arslanın yanına koşup tilkiyi kötülemeye başlamış :

– Sen hepimizin kralısın. Oysa tilkinin sana saygısı bile yok. Gelip hatırını bile sormadı.

Bu sırada tilki de kapıdan kurdun dediklerini işitmiş. Arslan tilkiyi görünce çok kızmış. Öyle bir kükremiş ki yer gök titremiş. Ama kurnaz tilki hemen arslana dil dökmeye başlamış:

– Sevgili kralım. Hepsi sana hatır sormaya gelmiş ama bir tanesi de seni iyileştirmeye çalışmış mı? Ben gelmedim. Çünkü kapı kapı dolaşıp derdine çare arıyordum.

Bunu duyan arslanın gözleri parlamış:

– Peki çare buldun mu? diye sormuş.

Kurnaz tilki gülmüş:

– Çare, bir kurdu diri diri yüzüp postuna bürünmekmiş. Doktor öyle söylüyor.

Arslan bunu duyar da hiç durur mu? Hemen kurdun derisini yüzmüş, postuna sarınmış.

Tilki kurdun başına giderek “Başkalarına tuzak kurmaya kalkan, o tuzağa kendi düşer” demiş.

yesilcimen.com Hikayeler.

Çoban Köpeği Ve Kurt Masal oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Dağlardaki koyun sürülerinden birine aç bir kurt dadanmış. Çoban ne yapsa ne etse bu kurtla basa çıkamayacağını anlayınca sonunda çareyi bir çoban köpeği edinmekte bulmuş. Köpeğin canına tak etmiş kurdun oyunları. Uyuyamaz, dinlenemez olmuş.

Sahibine karşı yüzünü kara çıkarmak da istemiyormuş. Sonunda köpek dayanamamış ve kurdu ininde bir gün ziyaret etmiş:

“Kurt kardeş” demiş. “Tamam, seni anlıyorum, senin de karnın acıkıyor ve sana yiyecek veren bir sahibin de olmadığından bir yerden yiyecek bir şeyler bulmak zorundasın. Ama sana bu yakışır mı? Kocaman kurtsun, kendinden küçüklerle uğraşıyorsun. Onları tuzağa düşürüyor, yakaladığını çalıp götürüyorsun. Oysa senin gibi böyle güçlü kuvvetli bir hayvan hep kendi gibi büyüklerle boy ölçüşmeli! Aslanla, kaplanla savaşmalı! Masum koyunları ve körpe kuzuları değil, yaban öküzlerini, zebraları avlamalı”

”Benim sevgili arkadaşım” demiş kurt. “Biz senle uzaktan kuzen sayılırız. Ama dünyalarımız farklı. Sen kendinden güçlü birinin hizmetine girmiş ve bütün dünyayı onun gözünden görür olmuşsun. Ben ise bağımsız yaşarım. Hayatımı sürdürmek için önüme çıkan bütün fırsatları değerlendiririm.

Avımı yakalarken de ayırım yapmam. Hangisi kolaysa onu avlarım. Ancak böyle yaşayabilirim. Benim dostum düşmanım bellidir. Koyunlar, benim can düşmanları olduğumu iyi bilirler. Ama senin sahibin ne yapıyor?

Onların dostu gibi görünüyor. Onları koruyor, hatta sen gibi akılsız kuzenlerimi de yanında çalıştırıyor. Ama ne için, sana sorarım? O koyunları canı istediğinde kesip yiyebilmek için! Ya da yemeleri için başkalarına satmak için! Gördün mü ya!

Şimdi hangimiz daha dürüstüz? Ben aç kalınca, saklamadan gizlemeden gider bir tane yakalarım. Senin sahibin ise binlerce koyunu kesip yer. O nedenle ben haklıyım. Bilinen düşman, dost görünen gizli düşmandan daha hayırlıdır!”

Çoban köpeğinin aklı karışmış bu sözleri duyunca. Gerçekten de kurt kendi açısından haklıymış.

yesilcimen.com Hikayeler.

Kemiren Kurt Sizden Gelen Hikaye oku. En güzel hikayeler, ibretlik hikayeler, aşk hikayeleri, hikaye oku.

Eskiden bir malın katıksızlığını, sağlamlığını, özlüğünü anlatmak için: «Türk’ten aldım» derlermiş. Bu, sınır ötesi bir şehadettir. Dış pazarın iç pazara inancı.

Dünden kalan eserler, milli ahlakımıza gösterilen bu güvenin ne kadar doğru olduğunu ispat ediyor:

Kazmaların, asırlık gövdesine diş geçiremediği şu kemerlere, şu kubbelere, şu duvarlara bakınız.

Şu, yüz yılların dört mevsimi altından tükenmez baharıyla gülen çinilere bakınız.

Su tahtası çatlamamış, kapağı eğrilmemiş, boyası uçmamış, dede yadigarı çekmeceye bakınız.

Şu, vitrinleri müzeleştiren, sapları altın hareli bağa kaşıklara; şu, kaç hattat kalemine makta basmış, fildişi sapı mercan işlemeli kalemtıraşlara bakınız.

Şu, Üsküdar çatmalarının ışık rengine, şu Anadolu kilimlerinin solmaz nakışlarına bakınız.

Şu gümüş kabzası, yalın çeliği kaç gaza görmüş kılıçlara, şu çıplak göğsünde kaç düşman mızrağı kırılmış kalkanlara bakınız.

O kemerleri, Türk mimarları çizmiş, Türk işçileri örmüştü.

O çinilere, renk ve ışık veren Türk ustalarıydı.

O tahta çekmeceler Türk oymacılarının elinden çıkmıştı.

O kaşıkları Türk sanatkarları yontmuş, o kalemtıraşlara Türk ustaları biçim ve su vermişti.

O ipekler, o kadifeler, o kilimler, Türk tezgahlarında dokunmuştu.

Ve o kılıçları, o kalkanları, bizim çektiğimiz görüklerle bizim yaktığımız ocaklarda bizim çekiçlerimiz dövmüştü…

*****

Ama şimdi taksim’de, çatısı kurulurken temeli çöken binanın kalfasını sorunuz!

Ayağınıza giyerken tabanı yırtılan çorabın markasını öğreniniz!

Çeliği yüzünüzde ters dönen tıraş bıçağının sahibini arayınız!

Karşınıza, bir Türk değil, ancak bir Türk vatandaşı çıkabilir!

Türk sanayiinin, Türk ticaretinin kapıları, Türk’ten gayriye açıldığından beri, milli pazara, artık milli ahlakı kemiren bir kurt girmiştir ! (Çözüm: Milli Görüş)

Gönderen: Recep Uysal
E Mail: recep_uysal@hotmail.com

yesilcimen.com Hikayeler.

Ara