‘Siyasi Yazılarım’ Bölümündeki İçerikler
Haber başlığı aynen şöyle: “Sarkozy’ye ağır tepki!”

İlahi medya! Gören de ültimatom verdik sanır. Türkiye’nin dış politikası iyice çığırtkanlığa döndü. Sadece bağırıp, tehdit edip duruyoruz. Madem bu yasadan rahatsızsın ve iç dinamiklerle kınamak istiyorsun, pidenin üzerine susamla “Yuh Sarko!”, pastırmayla “Öl Sarko!” yazdıracağına önce Bursa’daki Renault fabrikasını kapatıverirsin.
Ama pardon! Kapitalizm için uluslar arası şirketler candır. Yüz bin kişi şehit verir, pastırmayla Sarko yazdırır, bir fabrikayı kapatamayız biz.
Chp, 70′lerden sonra iktidar için en hevesli dönemini yaşıyor. Ancak görünen o ki, yapılan değişiklikler halk tabanından yeterince ilgi görmüyor. Türkiye’de %30-40 oranında bir sol seçmenin olduğunu düşünürsek; Chp’nin merkeze ve tabana olan hamlesinin sol seçmeni ve merkez seçmenini çok başarılı biçimde temsil ettiğini söyleyemeyiz. Chp, mutlaka sosyoloji ve siyaset bilimi uzmanlarına, anket firmalarına eğilimler bağlamında çözümlemeler yaptırıyordur. Ancak bu çözümlemeler sonucunda yapılan değişikliklerin çoğu zaman jakoben ve yapmacık kalması kaçınılmaz oluyor.
CHP’nin Sempati ve İnandırıcılık Sorunu
Genel kurullarda, il/ilçe meclislerinde sürekli kavganın olduğu; kendi içinde anlaşamayan bir CHP profili var. Aynı zamanda Kılıçdaroğlu – belki rakipleri kadar alaylı olmadığından – karizmatik liderlik, inandırıcılık sorunu yaşıyor. Halk tabanı (özellikle, Türkiye’nin hala çoğunluğunu oluşturan gecekondular, düşük gelir ve eğitim düzeyine sahip kişiler) CHP’yi samimi ve sorun çözebilecek bir parti olarak görmüyor. Kim ne derse desin en objektif tanımı sanırım bu olacaktır.
CHP’nin Proje Sorunu
Her aile için sigorta gerçekten harika bir fikirdi. Eğer bu fikir 1990 ve öncesinde vaad edilseydi; vaat edeni iktidara taşıyabilirdi. Ancak aile sigortasının ve çiftçiye, işçiye yönelik projelerin inandırıcılığı reklamlarla sağlanmış olsa bile halk tabanı sosyal politikalar üreten bir sol partiyle birlikte artık uzaya çıkmamızı sağlayacak bir partiyi de istiyor. CHP, yollar, köprüler, yüksek teknolojili demiryolu taşımacılığı, yüksek sanayi üretimi, güvenlik, işsizlik sorununun çözülmesi gibi konularda çok somut ve sindirilebilir projeler ortaya koyamadı yahut bunları yeterince anlatamadı.
Halk arasında, türban sorunu, sosyal politikalar, laiklik gibi konular aslında çok önemli ve hayati konular değil. Yükselen beklentiler artık uzayda yürüyebilen SGK’lı bir astronotu işaret ediyor.
CHP İktidar Olmak İstiyorsa Öncelikle İnandırıcılık ve Sempati Sorununu Çözmelidir. CHP’yi ben şekillendiriyor olsaydım. İktidar yolunda, bu sorunu çözmek için öncelikle şunları yapardım:
Muharrem İnce : İnandırıcı, Halktan Biri
Yemin krizinde en net tavrı ortaya koyan Muharrem İnce, dik duruşuyla tabana göz kırpmıştı. Konuşması güven veren, politikalar üretebilecek, halka yakın bir isim olan Mersin milletvekili Muharrem İnce, Chp için büyük bir koz. Kendisini üst düzeylerde belki de başkanlıkta değerlendirmek doğru bir seçim olabilir.
Mustafa Sarıgül: İstanbul Desteği Güçlü, Siyaseti Biliyor
Muhalif bir hareket olarak adını sıkça duyduğumuz Mustafa Sarıgül, bölgesinde de görüleceği üzere merkez-sol ve merkez üzerinde lobi yapabilecek biri. Üst düzeyde değerlendirilme neden düşünülmesin?
Halktan Kopuk Eski Kadrolar ve CHP’nin “Yeni” Vizyonu Örtüşmüyor
Ben çoğunu tanır bilirim. Ancak halk tabanı (CHP tabanı değil) bu kişileri çeşitli nedenlerle iyi anmıyor. Kiminin adı hassas dengelerle çelişirken, Hepsine Bakın »
Tapınak Şövalyeleri, bundan yaklaşık 900 yıl önce Hristiyanlarca oluşturulan askeri tarikatın adıdır. 1129 yılında Katolik Kilisesi tarafından resmen tanınan bu askeri tarikat, iki yüz yıl boyunca Haçlı Seferleri’nin en korkulan askerleri olmuşlardır. Tapınak Şövalyeleri sadece bir tarikatın adı değil; bir askeri birliğin de adıydı. Keza Şövalyeler her ne kadar tarikatla ilişkili olsalar da en güçlü oldukları dönemde bile %10 kadar tarikat mensubunu içlerinde barındırmışlardır. Bu dönemde askeri varlıkları 20 bin civarındaydı.
Başbakanlığa bağlı BTK’nın aldığı resmi bir kararla artık herkes resmi olarak filtrelenecek. Bu filtreyi aşmaya çalışmak dahi suç sayılacak. Haberin ayrıntıları şöyle:
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nca (BTK) hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu uygulamayla kullanıcılar BTK’nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Filtre kıstasları ise tamamen BTK’nın keyfine göre belirlenecek. Bu uygulama dünyada Çin, Küba, İran gibi internetin “tutuklu” olduğu ülkelerde kullanılıyor.
Hazırlayan: Sercan Tezcanoğlu Geçtiğimiz günlerde basının gündemine gelen “yasaklı kelimeler listesi” büyük tepki almıştı. Ancak bu yasaklı kelimeler listesinin buzdağının görünen kısmı olduğu çok geçmeden ortaya çıktı.
Dayanağı nedir?
5809 sayılı Kanunun 4’üncü 6’ncı ve 50’inci maddeleri ile 28.07.2010 tarihli ve 27655 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesi hükümleri kapsamında, BTK tarafından hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Şubat 2011 tarihinde 2011/DK-10/91 no’lu karar ile onaylanarak, “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”ın 22 Ağustos 2011’de yürürlüğe girmesine karar verildi. Hepsine Bakın »
Amerika ve Avrupa 21. yüzyılda radikal İslam’ı dünya sahnesinden silmek üzere. Bundan yüzyıllar önce doğuya yapılan Haçlı Seferleri, yerini demokrasi adıyla ılımlı değişime bırakmış görünüyor.
Amerika Afganistan’a girip Talibanla mücadele etmeye başladığında şunu anladı: Radikal İslam’ı yenip muhalif olmayan; şirketlerin rahat iş yapmasına izin veren, dolayısıyla kapitalizm ve liberalizm ile işleyen ülkeler, halklar inşa etmek için var olan baskıcı, totoliter düzenlerin değişmesi gerekiyor. Çoğumuz bu projeyi BOP (Büyük Ortadoğı Projesi) olarak biliyoruz.
Temel amaçlardan biri petrol kaynaklarını, doğalgaz rezervlerini el altında bulundurmak, yükselen Çin’e, Hindistan’a ve Rusya’ya karşı kendi kapitalist kalelerinin surlarını güçlendirmek. Bir başka deyişle Neo-Emperyalizm. Tabi ki buna 300 yıl önce zencileri karnınız doyacak, eviniz olacak diye anavatanlarından koparıp onları köle yapan anlayış neden oluyor. Bu anlayış, bugün demokrasi ve refah söylemiyle emperyalizmi güdüyor.
Özellikle İsrail ve Amerika ile sıkıştırılmış Ortadoğu ve Afrika ülkeleri; radikal islami kurumlarını, totoliter rejimlerini koruyabilecek güce sahip değil. Tunus ile başlayan isyan, Libya’ya hatta Balkanlara ulaşmış durumda. Bu size Osmanlı’nın parçalandığı yılları hatırlatmıyor mu? Ortadoğu ve Afrika’da Osmanlı’ya İngiliz desteğiyle isyan eden aşiretler ve kaynayan Balkanlar. Senaryo Doğan görünümlü Şahin senaryosu. Dün Osmanlı, bugün İslam…
Bundan sonra bu bölgelerde Batı şirketleri hızla yapılanıp özel ayrıcalıklara sahip olacaklar. Hemen her alanda bu halkları kapitalizme ve özgürlükçü anlayışlarına köle yapacaklar. Belki konjonktür gerektirirse sınırları değiştirecekler. Artık Ortadoğu ve Kuzey Afrika hızla Batılılaşacak. Kafkasların da kolayca himaye edilmesiyle yükselen ve Batılı olmayan ülkelere karşı çok büyük avantaj sağlanacak. Tüm plan ve istenen bu. Dolayısıyla söz konusu Hinduizm de olabilirdi Budizm de.
Amerikalılar için söylenen bir söz vardır. Amerikalı’nın her şeyini engelleyebilirsin; ancak ticaretini asla.
Dünya yeni bir ivme ve şekil kazanıyor. Büyük bir tarihi değişime şahitlik ediyoruz. Patlamış mısırlarımızı alıp şimdilik seyredelim.
Yesilcimen.com