‘Siyasi Yazılarım’ Bölümündeki İçerikler

Üç yıllık bir süreci kapsayan Amerikan ambargosu ve bu ambargayo karşı dönemin Türk siyasetçi ve diplomatlarının onurlu, dik duruşları Türk dış politikasında ve siyasi tarihinde önemli bir miheng taşıdır. 5  Şubat 1975 yılında başlayan ve üç yıl süren Amerika’nın silah ambargosunun nedenleri şöyle sıralanabilir:

  • Haşhaş ekim yasağının kaldırılması.
  • Kıbrıs Harekatı ve bu harekatta Amerikan silahlarının kullanılmış olması.
  • ABD’nin Vietnam yenilgisi. Hükümete duyulan güvenin azalması.
  • Watergate skandalı nedeniyle başkan Nixon‘un istifa etmiş olması.

Ambargo 1975-1978 Amerika Ambargosu

Tüm bu nedenler Amerika’nın Türkiye’ye genişletilmiş silah ambargosu uygulamasını tetikleyen nedenler arasındaydı. Amerika’nın meşhur ambargoları bizi şaşırtmasa da Türkiye’nin dik duruşu takdire şayan olmuştur.

Türkiye bu ambargoya karşı şu yaptırımları uygulamıştır:

  • 13 Şubat 1975′te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğu açıklandı.
  • 25 Temmuz 1975′te ABD’ye nota verilerek ABD Savunma İşbirliği Anlaşması (3 Temmuz 1969) yürürlükten kaldırıldı.
  • Türkiye’deki bütün Amerikan üs ve tesisleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “kontrol ve gözetimi” altına alındı.

Amerika bu karşı yaptırımlara dayanamayarak 26 Mart 1976′da üslerle ilgili yeni bir Savunma İşbirliği Anlaşması imzalamak zorunda kalmıştır. Bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi ise ambargonun kaldırılması şartına bağlanmıştır. Nihayet 26 Eylül 1978′de Jimmy Carter‘ın da çabalarıyla ambargo tamamen kaldırılmıştır.

Bu tarihi gerçeklik günümüzün külhanbeyi siyasetçelerinin el-kol manevralarından çok daha öte, etkili, anlamlı sonuçlar doğurmuştur. Bu, Türk diplomasi tarihi açısından en onurlu ve doğru manevralardan biri olarak tarihe not edilmiştir.

Günümüzde de doğru iç ve dış politikaların, doğru araçlarla Türk ulusu yararına kullanılması dileğiyle.

Kaynakça:

  1. Faruk Sönmezoğlu, Uluslar Arası İlişkiler Sözlüğü, Der Yayınları, İstanbul 1996.

Yesilcimen.com editörünce kaleme alınmıştır. Lütfen alıntılarda sitemizi kaynak gösteriniz.

Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ortak, içgüdüselleştirilmiş, toplumsallaştırılmış fetişist alsı ve devinimidir devlet fetişizmi. Eski komünist rejimlerde bile devlete canı gönülden bağlılık, dahası fetişizm boyutunda tapma bizdeki kadar yoktu. En azından onların genlerine işlemiş bir fetişizm duygusundan söz etmemiz olanaklı görünmüyor. Devlet fetişizmi, yüzyılların bize bıraktığı bir miras olsa gerek. Ortaasya’da hakan, başbuğ; Osmanlı’da padişah, hümayun; Türkiye’de meclis, vekiller, “devletin bekası”nı; obanın, tebanın, vatandaşın yani halkın varlığından daha üstün bir noktaya taşımıştır. Yalnızca devlet değil, onun organizmaları da kutsallaştırmadan nasibini almıştır.
Devlet fetişizmi sözlüklerde şöyle tanımlanır:

Devlete toplumdan ba­ğımsız bir kimlik ve kişilik izafe ederek onu insanüstü ve kut­sal bir kurum olarak algılayan, devletin çıkarlarını herşeyin üstünde görerek, ekonomik, sosyal ve kültürel tüm süreçlerin denetiminin devlete ait olduğunu ve bu denetim hakkını kul­lanırken devletin, bireylerin yaşamlarına her düzeyde müda­hale edebileceğini kabul eden anlayış.

Devlet fetişizmi, toplumun, insan gereksinim piramitinde de bulunan, ait olma ve itaat etme duygusuyla KUTsal devlet geleneğini sürdürür. Bu geleneği manevi değerlerle besler. Devletin toplumca kutsallaştırılması kolay alınan vergiler, kolay yönlendirilen bir toplum anlamına da gelir.

Devlet BabaDevletin uygulamalarına karşı gelenler, “sınır”ı aşar derecede eleştirenler toplum tarafından dışlanır. Çevrenizde hapis cezası almış -devletin koyduğu yasaları çiğneyerek hapse girmiş- birine nasıl baktığınızı düşünün.  Toplumsal dışlamamız, devleti ne denli kutsallaştırdığımızın bir göstergesi. Oysa her sohbetimizde “ne olacak bu Türkiye’nin hali?”, “böyle bürokrasi olmaz olsun.”, “bu vergilerle yaşanmaz.” tümceleri kurar ancak kutsal devlet geleneğimiz nedeniyle sohbetten öteye gidemeyiz. Tabi ki bu devletin kimi uygulamalarından memnuniyetsizliğimizi anarşizmle veya terörizmle çözmemiz, devleti ortadan kaldırmamız gerektiğini göstermez. Ancak akla dayalı ve yasalarca onanmış yollarla bile çoğu zaman hakkımızı aramayız. Çünkü o “devlet baba“dır. Oysa devletin aksayan yönlerini toplumsal bildirimlerle devlet organlarına aktarmak; bunun için organize olmak, modern bireyin vatandaş olarak en önemli görevidir, hakkıdır.

Sendikalar, sivil toplum kuruluşları devletin aksayan yönlerini toplumsal bildirimle devlete iletip çözüm ara(t)mak için başat kurumlardır. Daha doğru işleyen bir devlete fetişist olmak, bu kurumların toplumda yer etmesi, içselleştirilmesi, siyasetten arındırılmasıyla olanaklıdır.  “Angora Tavşanı Seven Şoförler Derneği” lokalinde okey oynamaktan öteye geçmemiz dileğiyle.

Yesilcimen.com editörü tarafından kaleme alınmıştır. Alıntılarda bu web sitesini kaynak gösteriniz.

Ara
Son Yorumlar