Ölüye Yağmak

Ruhumu ipek tüller gibi saran ince yağmur
Kemiklerime sızan bahar kokusunun nedeni sensin
Şimdi ne keman, ne ney mağrur
Tek şarkım, ay ışığına asılı sesin

 

Ben, cepleri nefret dolu çocuklarla oynadım
Çaresiz kadınların leğeninde yıkandım
Dövdüm ve dövüldüm
En keskin küfürleri geceye savurdum
Ayyaşların şarkılarıydı yalnızlığım

Bana sev deme!
Ben sadece nefret ederim sevdadan.

Uğur Mumcu

Yeşil cennet bahçeleri getirdim sana
Irmaklar dolusu pırıltılı ılık sular…
Baharı getirdim sana
Üşüme diye
Ankara soğuktur bilirim.
Hele ocakta kahpe kaynarken…

Uğur Mumcu anısına Barış

Haber başlığı aynen şöyle: “Sarkozy’ye ağır tepki!”

Sarkozy Tepkisi

İlahi medya! Gören de ültimatom verdik sanır. Türkiye’nin dış politikası iyice çığırtkanlığa döndü. Sadece bağırıp, tehdit edip duruyoruz. Madem bu yasadan rahatsızsın ve iç dinamiklerle kınamak istiyorsun, pidenin üzerine susamla “Yuh Sarko!”, pastırmayla “Öl Sarko!” yazdıracağına önce Bursa’daki Renault fabrikasını kapatıverirsin.

Ama pardon! Kapitalizm için uluslar arası şirketler candır. Yüz bin kişi şehit verir, pastırmayla Sarko yazdırır, bir fabrikayı kapatamayız biz.

Çoğu konuda söyleyecek bir sözüm var. Lakin bunun için bendekinden ziyade bir çift kulak, bir yürek ve beyne ihtiyaç var. Yani zamanımın çoğunu sakatat satan kasap camlarına yakın geçiririm.

Seversen canını yakar; ölürsen yüzüne bakmam. Ara sıra www.yesilcimen.com ‘da karalarım.

Ilık rüzgarları severim. Postmodern edebiyatçılara gülerim. Nietzche’ye hak verir; elimden dirseğime sızan traş suyundan nefret ederim.

Profilinde cici şeyler yazanları sevmem. Marjinallik uğruna yaptığın salvoları takdir etmem. Kınarım. Erdener Abi’yi, Bezgin Bekir’i bilmiyorsan küserim.

Ara sıra Nanik atağım tutar. Küçük kazalar yaparım. Bu yüzden arabama bindirmem.

İki eleştirmen bahsetti diye 1400 sayfalık aşk romanını okuyan ancak milyarları peşinden sürükleyen Kur’an’ı okumayan entel(lektüel)lere şaşarım. Aynı şebelekliği Nutuk, sanat ve dinler tarihi konusunda da yaşarım.

Hızla geçen trenin altına yatıp adrenalin patlaması yaşamak isteyen ergenin 18 aylıkken sertleşmesi gereken bıngıldağına raylardan neden bir çakıl taşı fırlamadığını merak edip dururum.

Yeni bir dünya savaşının veya kıyamet benzeri bir olayın yaşanacağını düşünüp peksimet biriktiririm. Gizli yerlere gömdüğüm şaşal sular mevcuttur.

2. Dünya Savaşı filmlerine bayılırım. Hepsini izlerim. Unutunca bir daha izlerim.

Orhan Gencebay da Fazıl Say da dinlerim. Siyasilerin düdüklü tenceresinde kaynayanlara acırım.

Velhasıl kelam, varlığın anlamını arayan bir garip mecnundur baktığın.

Hatırlatma: Hayranlarım(!)ın oluşturduğu sahte profillere itimat etmeyiniz.

Eklenesi: http://www.facebook.com/profile.php?id=100003362626980

Ara
Son Yorumlar